Åželale Ev, ABD’nin Pittsburgh kentinde, Bear Run Nehri üzerinde bulunuyor. Åželalenin üstündeki kayalara oturtulmuÅŸ olan yapının her yerinden ÅŸelalenin sesi duyulabilirken, evin içinden nehre inen basamaklar da bulunuyor.
Mimar Frank Uoyd Wright tarafından 1935-37 yılları arasında yapılan ve ekspresyonist modern akıma ait, organik mimari’nin en önemli eserlerinden olan Åželale Ev (Falling Water), 1964′te, bir mimari simge olarak kabul edilerek, müze haline getirilmiÅŸ.
Kaufmann Evi olarak da bilinen yapının sahibi, Edgar J, Kaufmann’dır. Kaufmann, Mimar Frank Uoyd Wright’dan arazisi üzerinde, ÅŸelale manzarası olan bir ev ister. Wright araziyi gördükten sonra, “Ben sizin ÅŸelale ile yaÅŸamanızı istiyorum ona sadece bakmanızı deÄŸil.
“O hayatınızın bir parçası olmalı.” der. Mimar, arazideki tüm aÄŸaçlar İle bazı kayaları koruyarak, evin ÅŸelalenin üzerinde yapılmasını önerir. Sonuçta ortaya çıkan yapı, ABD’nin en ünlü konutlarından biri olur.
DoÄŸayla Uyumlu Bir Mimari
Doğayı Tanrının tezahürü olarak gören Wright, yapısında, doğanın ilkelerini ve dinamiklerini kullanır. Yapının iç hacimlerini de üzerinde bulunduğu şelale gibi doğal olarak dere çakıllarının ve açelyaların üzerine dökülür şekilde tasarlar. Kargaşadan arındırılmış bir yalınlığa sahip olan iç mekan ve mobilyalar, kırmızı pencere çerçeveleri ile tamamlanıyor. Pencerelerin taş duvarlarla birleştiği noktalarda, doğrama bulunmuyor. Camlar, taşların arasıra açılan oluklara yerleştirilmiş. Pencerelerin konumu ve şekli, evin içinde yaşayan kişiye, dışarıyla içice yaşıyormuş hissi vermek için tasarlanmış.
Evdeki şömineler, arsada mevcut olan kayalardan oluşuyor. Bazı kaya parçaları, arsada bulunduklan yerde bırakılmış ve bu kaya parçaları, döşemeden dışarı çıkıyorlar. Taş duvarlar, yakın çevre ve mevcut arsadan çıkarılan taşlardan oluşturulmuş. Tasarım, büyük pencereleri ve balkonlarıyla, doğaya olan yakınlığı vurgularken, sesi evin her yerinden duyulabilen şelale, sadece dışarıya çıkıldığı zaman görüşebiliyor. Yapıda, oturma odasından su seviyesine kadar inen bir merdiven bulunuyor. Binanın karmaşık yatay tabakalaşması, terasın açık renk beton korkuluğu ve öne çıkan çatı ile vurgulanmış ve doğal taşlardan oluşan küpün etrafında gruplanmış. Ana binanın üst kısmındaki yamaçta, kapalı bir merdiven ile bağlantısı olan, ana yapı ile aynı kalitede ve özenle inşa edilmiş bir garaj, personel için bir daire ve bir konuk evi yer alıyor.
Statik Problemler

Åželale Ev’de, balkonların geniÅŸliÄŸi çok fazla, bu yüzden balkonların geniÅŸ olması, yapıda zamanla statik problemler ortaya çıkmasına neden olmuÅŸ. Bu sebeple, 1997 ve 2002 yıllarında bir dizi onarım ve güçlendirme çalışmaları yapılmış.
Dışarıya doğru akan bir ırmak tarzında tasarlanmış mimarisi ve iç mekanları ile hayranlık uyandıran bir tasarıma sahip olan Şelali Evi, yerçekimi haricinde, doğadaki herşeyle uyum içinde görünüyor!
GerçekleÅŸtirdiÄŸi 300′ü aÅŸkın yapıyla 20.yy’ın başında mimarlığın yeni bir görünüme kavuÅŸmasında etkili olan Frank Lloyd Wright (1867-1959), “Organik Mimarlık” adı verilen, doÄŸal biçimlerden yola çıkarak iç ve dış mekanın bütünleÅŸmesini temel alan bir mimarlığın ilkelerini ortaya koymuÅŸ, betonarmenin kullanım alanlarını geliÅŸtirerek modern mimarlık tarihinin en önemli kiÅŸiliklerinden biri olarak tarihe geçmiÅŸtir.
Doğal bir şelale üstüne konsollar yerleştirerek inşa edilen Şelale Evi, strüktürel plastiğin dışa vurumu ilkesinin en iyi anlatımlarından biri olarak kabul edilir.




















