Şub
24

Yatak Düzeni

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Yatak düzenleme sanatının gizli formülünü merak ediyor musunuz? Beş yıldızlı otel odalarında görmeye alışık olduğunuz bu lüksü evinize de taşıyabilirsiniz.

Beş yıldızlı bir otel yatağının ihtişamını tecrübe etmek istiyorsanız, sadece bir gece için çok fazla para harcamanıza gerek yok. Bu konforu evinizde siz de yaşayabilirsiniz. Ancak unutmayın ki, zarif yatak örtüleri kadar yatağın düzenlemesi de bunda büyük önem taşır. İyi bir yatağı nasıl mı yapacaksınız?

Adım adım…
1. Yaylı yatağa geçirilen pelüş kumaşlı yatak şiltesi üzerine büyük boy düz çarşaf örtün -düz çarşaf lastikli olanlara göre daha gergin kalır- çarşafın yataktan taşan uzun kenarlarını şiltenin altına üçgen katlama yaparak sıkıştırın.

2. Sereceğiniz ekstra uzun üst çarşafı sıkıştırmayın. Kat kısmı, şiltenin kenarına denk gelecek şekilde çarşafın 15 cm’lik kısmını içeriye doğru alarak katlayın. Çarşafın fazla kalan kısımlarını yatak ucundan sarkıtın. Böylece ayakları sergilemeden hareket özgürlüğünü garanti edin.

3. Yorganı kılıfına geçirmeden yatak üzerine yayın. Nevresimi yatağın ayakucuna sıkıştırın ve yorganı geçirerek hafifçe yukarı doğru çekin. Kılıfın açık ucu yatağın baş kısmına geleceğinden yorgan alt taraftan kayıp çıkmaz.

4. Nevresim üzerinde herhangibir sert parça (düğme, kanca…) bulunmasın. Yorganın kaymaması ve kılıf başlangıcının örtülmesi için üst çarşafı 15 cm genişliğinde, yorganın üzerine doğru katlayın.

5.Ekstra uzun yastık kılıflarını (büyük boy yastıklardan 30 cm daha uzun) içeri doğru kıvırarak yastığı zarf şeklinde kapatın. Böylece yüzünüzün yastıkla doğrudan temas etmesini engellemiş olursunuz.

6. Son olarak altın rengi merinos yünü battaniyeyi ikiye katlayarak yatağın tam ayak hizasına, yatak ucunu örtmeyecek şekilde yerleştirin.

Not: Her üç ayda bir şiltenizin yönünü değiştirin ve yay kasasını da düzensiz yıpranma ve çökmeleri engellemek için yılda iki kez çevirin. Tüm keten çarşafları ise deterjandan tamamıyla arınmalarını garantilemek için iki kez durulayın. evimdergisi.com


Şub
22

Kumaş ve Uyum

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

1. Alkantara.
%60 polyester ipliklerden ve %40 poliüretan iplik ile karıştırılarak elde edilen kumaş. Alkantara sağlam yapısı ile öne çıkan bir kumaş çeşidi. Kullanımı: perdeler, duvar kaplamaları, örtüler, kanepe ve koltuklarda. Lelievre’den Alcantara.

2. İşlemeli.
Elde veya makinede yapılan işlemelerle süslenen kumaş genellikle koton veya ipek ipliklerden üretiliyor. Kullanımı: perdeler, duvar kaplamaları ve örtüler. Chelsea Textiles’den Passi-Flora.
3. Kaşmir.

Çin, Tibet ve Mongolya’da yaşayan kaz ve keçi tüyünden elde edilen ipliklerle üretiliyor. Sıcak ve yünlü bir doku. Kullanımı: perdeler, battaniye ve yastıklar. Pierre Frey’den Cachemire.
4. Empirme.

Resimlendirilen hafif koton kumaş. Kullanımı: Duvar kaplamasında, perde, küçük kanepelerde ve masa örtülerinde. Ramm Son & Crocker’dan Alberti-na.

5. Damasko.
Avrupa’da XV. yy.’dan beri üretilen bu kumaş ağır olmasıyla tanınıyor. Genellikle iki taraflı olarak dokunan kumaşta desenler genelde mat saten iplikler üzerine parlak saten dokuma kombinasyonu ile oluşturuluyor. Kullanımı: duvar kaplamaları, perdeler, koltuk ve yastıklar. Rubelli’den Bosforo.

6. Yapay deri.
Sıvı PVC’nın ince dokulara dönüştürülmesiyle üretiliyor. Soğuduktan sonra sıcak etkili empirme makinesi ile istenilen deri çeşidi dokusu kumaşa kazandırılıyor. Kullanımı: Koltuklar, yastıklar, perdeler. Carlucci de Chivasso’dan Set-wan.

7.Yapay kürk.
Tüylerin bir araya getirilmesi ile elde edilen doku. Farklı renklerdeki tüylerin bir arada kullanılması ile ayı, tilki veya vizon görünümü elde ediliyor. Kullanımı: Koltuklar, örtüler, yatak örtüleri, yastıklar. Carlucci de Chivasso’dan Bear.

8. Jakar.
1801′de Joseph-Marie Jacquard bu dokuma şeklini keşfederek adını bu türe veriyor. Böylece bu yöntemle geliştirilen tüm kumaşlar onun adıyla anılıyor. Kullanımı: koltuklar, kanepeler, duvar kaplamaları, perdeler. Branquenie”den Verne-uil.

9. Yünlü.
Koyunların yapağından elde ediliyor. Yün dokunurken pek çok farklı görünüm kazanabiliyor. Kullanımı, sandalyeler, perdeler, duvar kaplamaları, yastıklar. Zimmer-Rohde’dan Hellian.

10. İran ipeği,
İran’dan gelen ipek kumaş, döşemede en görkemli olanlar arasında. Hiçbir zaman tek renk olarak kullanılmayan kumaş, çoğu zaman işlemeli olarak üretilir. Bacon HİH’den Orchestra.
11. Keten.
Tarih öncesinden beri kullanılan hu kumaş türü koton ile kolayca karıştırılabilir. Kullanımı: ev tekstili, perdeler, kılıflar, yastıklar. Manuel Canovas’rjan Barcelo-na.

12. Moher.
Türk orijinli kelime en iyi yapağı anlamına gelir. Bu çok ince, narin ve parlak hayvan lifi genellikle keçi yünü angoradan yılda iki kez elde edilir. Kullanımı: Perdeler ve sandalyeler.

13. Hareli.
Doğal ipek, koton ve viskos’dan üretilen pırıltılı, hareli kumaş. Hareli kumaş çizgili ve empirme olarak da dokunabilir. Kullanımı: duvar kaplamaları, perdeler ve koltuklar. Nobilis’den Qu-intet. U. Organdı. Koton veya poliyester muslin, çok hafif olur ve genellikle Çin’de veya Hindistan’da dokunur. Bu koton perde genellikle işlemeli olarak kullanılır. Kullanımı: perdeler, masa örtüleri. Lelievre’den Eglan-tine.

14. Osmanlı.
Eskiden Osmanlı tmpa-ratorluğu’nda üretilen kumaş. Viskos ve kolon karışık üretilen kumaşta çoğu zaman çizgili desen kullanılıyor. Kumaş ipek, yün ve koton karışımından oluşuyor. Kullanımı: duvar kaplamaları, perdeler ve koltuklar. Pier-re Frey’den Lulli.

15. İpek.
Çinliler tarafından keşfedilen bu dokunun pek çok çeşidi bulunuyor. Kullanımı: perdeler, duvar kaplamaları, yastıklar. Jim Thompson’dan Thai Silk.

16. Tafta.
Sık dokunmuş ipek görünümlü kumaşı parlak görünümünden tanıyabilirsiniz. İpek iplik yerine viskos İle dokunduğu için daha ucuzdur. Kullanımı: perdeler, duvar döşemeleri. Rubelli’den Taffetas Raye,

17. Kadife.
Kadife kumaşın pek çok çeşidi bulunuyor. Koton, ipek, yün ve keten kadifeler gibi.. Motiflerine göre farklı biçimlere de sahip olanları bulunuyor. Kullanımı: koltuklar, duvar kaplamaları, perdeler. Ralph Lauren.

18. Koton kumaş,
ipek kumaş ile tersten dikilerek desenlendirilen koton kumaşın îpek tarafı ipek iplikle tekrar dokunuyor. Böylece kumaş mükemmel bir işleme etkisi kazanıyor. Kullanımı: perdeler, duvar kaplamaları, koltuklar, yastıklar. Lorca’dan Saskia.

19. Bukle kadife:
Üretim şekline göre değişik çeşitleri bulunuyor. Ön yüzü çok sıkı bir bukle etkisi gösterir. Motif ile kumaşın fonu arasında bir yükseklik farkı var. Kullanımı: koltuklar, perdeler, yastıklar. Luciano Marcato’dan Cabaret.Kapıdergisi.com


Şub
21

Dokunuşlar ve Önemi

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Evinizi tek renkle donatmaktan hoşlanmıyorsanız, sizin için harika kombinasyonlarımız var. Yazımızı okuyup hoşunuza giden kombinasyonu seçebilirsiniz.Günışığı esintileri Güneş ışığından yaralanarak, evinizde sıcacık bir ortam yaratın.

1. Perdeler: Güneş ışığını rahatça içeri alması iin açık sarı perdeleri tercih edebilirsiniz. Düz ve desensiz perdeler, odanızdaki diğer eşyalarla çok daha kolay uyum sağlayacaktır. Fakat evinize uyumlu desenli perdeleri bulursanız, kaçırmayın.

2. Aydınlatma: Tavan aydınlatmanıza ek olarak bir de perdelerinizle uyumlu bir abajur, evinizi tamamlayacaktır. Bundan daha güzel aksesuar mı olur?

3. Yastıklar: Koltuğunuzun üzerine konmış bir yastık her zaman için şık durur. Renk uyumu yaratmak istediğiniz bir evde ise, uyumu sağlamak için vazgeçilmez bir aksesuardır.

4. Boyanmış orta sehpa: Evinizin rengine tıpatıp uygun ya da uyumlu bir sehpa bulmanız zor olabilir belki ama, bir sehpa alıp onu boyamak hiç de zor değil. Ahşap bir sehpa alıp onu koyu sarıya boyayabilirsiniz.

Yeşilin zarafeti
1. Renkli duvarlar: Duvarlarınızda yeşilin açık tonlarını kullanabilirsiniz. Koyu renk eşyalarınız için mükemmel bir zemin oluşturacaktır.

2. Renkli çerçeveler: Yine duvarlarınızda süs olaran yeşilin tonlarıyla bezenmiş çerçeveler kullanırsanız, renk uyumunu bozmadan çok güzel aksesuarlar yaratmış olursunuz.

3. Yeşil masa: Evinize uygun yeşil bir masa bulamıyorsanız ya da beğendiğiniz in istediğiniz rengi yoksa yine masanızı boyayabilirsiniz. Eğer boyanmaya uygun bir malzeme değilse de açık yeşil bir kumaşla masanızı kaplayabilirsiniz.

4. Yer döşemesi: Yerleriniz için yeşilin tonlarında marleyler ya da halıfleks kullanabilirsiniz. Yerlerinizin tek renk olmasına gerek yok, ya da ille yeşil olmasına… Renk ahengini bozmayacak herhangi bir renk kullanabilirsiniz.

5. Çıkarılabilir koltuk örtüleri: Koltuklarınıza takıp çıkarması kolay olan örtüler dikerseniz, hem çok kolay temizlersiniz, hem de artık o rengi kullanmak istemediğinizde zahmet çekmeden değiştirebilirsiniz.. Kapıdergisi.com


Şub
21

Evinizdeki Dağınıklık

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Mesela bu senenin dekorasyon eğilimlerinde geriye dönüş söz konusu. 70’lerin plastik objeleri yine başköşede ama doğal malzemeler, etnik objeler, tahta eşyalar ve doğal renkler de etkisini hissettiriyor. İşte, evini trendlere uygun bir hale getirmek, yenilemek isteyenlere ev modası.
Evin her alanı için farklı trendlerden söz etmek mümkün.

Farklı kültürlerden, farklı zamanlardan ayrı ayrı etkileniyor evler. 2005 itibariyle evlerin nasıl görüneceğini kısaca şöyle özetleyebiliriz: Geçmiş yılların dekorasyon çizgileri yeniden karşımıza çıkıyor, evlerde eskiye dönüş yaşanıyor. Minimalizmin etkisinin iyice zayıfladığı, renklerin yeniden ortaya çıktığı hippi evler ağırlığını koyuyor dekorasyon dünyasına.

Hazır giyimdeki trendlerin dekorasyonu da etkisi altına aldığı bir dönem bu. Etnik-otantik tarz, doğal malzemeler, doğal renkler evlerde de baş köşeye kurulacak. Minimalizmden sıkılanların alternatifi 1970’lere dönüş akımı da, rengarenk plastik objeleri, geometrik şekilleri evlere taşıyor.

Doğal malzemelerden yapılmış objeler özellikle bahçeli, müstakil evlere çok yakışıyor. Hasır sepetler, hasır koltuklar, ahşap sandalyeler, vazolar, küllükler yazlık evlerde olduğu kadar, evde doğallık ve rahatlık isteyen şehir insanlarının da tercihi.

Cilasız bile kullanılan ahşap mobilyalara metal veya cam malzeme eşlik ediyor. Bahçeniz yoksa balkonunuza alacağınız bu tarz bir masa-sandalye takımı veya küçük ahşap objelerle de deniz kıyısında bir yazlık veya dağ kulübesi etkisi yaratabilirsiniz.

1960 ve 70’lerin bol detaylı, aksesuvarlı, rengarenk, karışık dekorasyon modası minimalizme savaş açmış durumda. Retro tarzdaki küçük aksesuvarlarla, fazla masraf yapmadan evinizi eğlenceli, neşeli, enerjik bir ortama dönüştürebilirsiniz.

Canlı renklerdeki ev eşyalarını seviyorsanız, bu tarzda istemediğiniz kadar çok çeşit bulabileceğiniz mağazalar var. Lolipop gibi görünen şeffaf malzemeden yapılmış sandalye, masa, sehpa, kutular, çerçeve, kitaplık, CD’lik ve süs objeleri ilk göze çarpanlar. Philippe Starck bile son dönemde pleksiglastan yapılmış objeleriyle tasarım dünyasına şok üstüne şok yatıyor.

Geçen yaz kıyafetlerimizin en popüler deseni olan puantiye bu sene evleri terk edecek gibi görünmüyor. Plastik sandalye ve sehpalardan, tabak-çanak, çatal bıçak gibi mutfak eşyalarından, küçük elektrikli aletlere, puflardan abajura her şeyin puantiyelisi var. Son yıllarda sade çizgiler ve tek renkli ler ilgi görse de, her dönemin vazgeçilmezi çiçekli tabaklar da popülerliğini geri kazandı.

Mobilyalarda değişik geometrik şekiller ve tek renkli kaplamalar çok moda. Büyük minderli, geniş ve uzun kanepelerde ise hálá açık renkler daha çok tercih ediliyor.

Banyoda asimetri
Genellikle banyoların istediğimiz kadar geniş olmadığından şikayet ederiz. Son yıllarda banyonun her metrekaresinin değerlendirilmesine yönelik tasarımlar yapılıyor. Köşelerin, kolon yanlarının kullanım alanına dahil edilmesi için yeniden tasarlanan armatürler, küvet ve lavabolarda asimetrik şekiller ağırlıkta. Diş fırçalığı, sabunluk, havluluk, tuvalet kağıtlığı gibi aksesuvarlar da ağırlıklı olarak buzlu cam ve gümüş veya altın renkli metalden yapılıyor.

Banyo eşyalarının her zaman değiştirilemediğini göz önüne alırsak en sağlam ve banyonuz için en işlevsel olacak eşyaları seçmeye dikkat etmek gerek.

Kadifenin kışı andıran bir imajı olsa da, kadife ev tekstili ve döşemelik üreten markaların ilkbahar-yaz koleksiyonlarının hepsinde çıkıyor karşımıza. Kadifeyi sevmiyorum diyorsanız, ipek kadifeden bir yastık, koltuğun üzerine küçük bir kadife şal atabilirsiniz.

Döşemelik ve perdelik kadifelerde klasik desenler egemenliğini koruyor. Mavi, yeşil, fuşya ve bordo kadifeye en çok yakışan renkler.

Döşemelik ve ev tekstilinde ham ketenler, doğal elyaf ve lifli kumaşlar da kullanılıyor. Bunlar, doğal malzemelerden şaşmayanların tercihi. Tabii ki kemik, bej ve kahve gibi toprak tonları popüler.

Perdelik olarak karşımıza çıkan ipek, döşemelikte de sıkça tercih ediliyor.

Yeşil perdeleri yatak odası, kırmızı bordo tonlarını mutfak ve çocuk odalarında, çalışma ve oturma odalarında sarı renkli perdeleri tercih edebilirsiniz.

Ev eşyalarının ömrünü uzatın

Tüvit ve kadifeden yastıklara, örtülere sadece kuru temizleme yapın. Yün yastıkları düşük ısıda yün şampuanıyla yıkayın, sıkmayın, sererek kurutun.

Koltukları direkt güneş ışığına maruz bırakmayın. Deterjan kullanmayın ve tozunu elektrikli süpürgeyle alın.

Halınızı sadece elektrik süpürgesiyle temizleyin. Çırpmayın, silkelemeyin ve yıkamayın. Deterjan gibi kimyasal maddeler halıyı temizlemez, zarar verir.Kapıdergisi.com


Şub
21

Evinizde Sıra Dışı Olun

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Kanepeyi testereyle doğrayın, televizyonu patlatın, kapılara resimler çizin, duvarlara delik açın, tabloları söküp yerine kırık sandalyeler asın… Feng Shui’ye meydan okuyan yeni dekorasyon trendi Punk Shui eve düzen yerine kaos getirmeyi, hayatı olduğu gibi kucaklamayı öneriyor.

Mükemmel uyumlu mobilyalar, huzur verici renkler, düzenli ve aydınlık iç mekanlar sizi hasta ediyorsa; evinizin en güzel nasıl dekore edileceğini söyleyen televizyon programları, dergiler ve ağza sakız olmuş felsefelerden artık gına geldiyse; içinizden gelen tek şey ortalığı dağıtıp, eşyaları kırıp dökmekse o zaman bu trend tam size göre: Punk Shui!

Radikal bir ev dekorasyon tarzı Punk Shui. Bu yeni dekorasyon trendinin isim babası olan 25 yaşındaki New York’lu tasarımcı/sanatçı Josh Amatore Hughes ise iki ay önce yayımladığı kitabının kapağında bu tarzını şöyle adlandırıyor: ‘Punk Shui: Anaşistler İçin Ev Dizaynı. Adından da anlaşılacağı üzere Punk Shui, evlere huzur, düzen, sadelik, pozitif enerji gibi kavramlar getirmeye odaklanan ünlü dekorasyon anlayışı Feng Shui’nin bir antitezi.

Çünkü Punk Shui ‘negatif ya da pozitif fark etmez, bütün enerjileri eve doldurun’ diyor ve önerilerini sıralıyor: ‘Elinize bir testere alın ve mobilyalarınızı doğrayın, televizyonu patlatın, bir kalem alıp kapılara resim çizin, duvarlara delik açın, kırık aynalar, parçalanmış bir gitar, ayağı eksik bir sandalye gibi akla hayale gelmeyecek şeyleri tablo niyetine duvara asın, banyo perdesi ya da duşakabininizi söküp özgürce yıkanın, mobilyalara boya sıçratın, giysileri etrafa saçın, boş şişeleri ve izmaritleri ortalıkta bırakın. Kural yok, içinizden ne geliyorsa onu yapın!’ Kısacası Punk Shui huzursuzluğu, vahşiliği, kaosu kucaklıyor.

Böyle bir girişimin sonucunda ortaya çıkan manzaranın korkunç olacağını, evinizin bir harabe ya da bir çöp evden farkı kalmayacağını düşünüyorsanız hemen söyleyelim: Punk Shui sadece ortalığı darmadağın etmekten ibaret değil. Josh Amatore Hughes’un ‘Punk Shui: Anaşistler İçin Ev Dizaynı’ kitabına bakılırsa işin içinde derin bir de felsefe var.

Herkez aynı ve çok sıkıcı
Punk Shui’nin asıl amacı sizi daha yaratıcı kılacak bir ortam yaratmaktır’ diyor Hughes. Günümüzde herkesin moda olup fazlasıyla yaygınlaşan akımların kuralları içine hapsolmasına ya da ünlü markaların kölesi olmasına tepki gösteren Hughes, herkesin bu sebeple birbirinin aynı hayatlar yaşamaya başladığını, sıkıcılaştığını, kalıplaştığını söylüyor.

Bu sıradanlıktan kurtulmak içinse tüketime odaklı fabrikasyon tasarımların hayatımızı şekillendirmesine karşı çıkmamız gerektiğini vurguluyor: ‘Yaşadığınız ortamı tepetaklak eder ve alışık olmadığınız bir hale getirirseniz bu kaos sizi daha yaratıcı yapar. Çünkü kaos her zaman insanı iyi ya da kötü anlamda bir değişime sürükler. Bu açıdan Punk Shui kişinin özgürleşmesi, farklılık yaratması, kendinden bir şeyleri ortaya koyması ve daha da önemlisi özgüven kazanması anlamına geliyor.’

Hughes’un bakış açısı size bir parça yakın geldiyse atmanız gereken ilk adım şu: ‘İlk olarak evinizde şimdiye kadar uyguladığınız düzeni gözden geçirin. Sürekli tekrarlanan şeyleri bulun ve öncelikle onlara el atın, parçalayın, kırın, dağıtın, bunu yaparken özgürlüğü hissedin ve eğlenin. Ancak bu şekilde yeni fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayabilirsiniz. Sonra isterseniz bu parçaları birleştirerek kendinize özgü bir heykel yapıp salonun bir köşesine koyabilirsiniz!’

Josh Amatore Hughes, New York’ta Çin Mahallesi’ndeki evini tam manasıyla Punk Shui tarzıyla döşemiş ve ardından evine gelen pek çok kişiden iş teklifi almış. Bu yepyeni dekorasyon akımı kulaktan kulağa yayılıp New York çapında büyüyünce de genç tasarımcı Punk Shui Design adlı bir şirket kurmuş. ‘O son derece düzenli, huzurlu evlerde yaşamak aslında yapay bir hayat tarzından başka bir şey değil. Çünkü sokağa adımınızı atar atmaz yine kaosun içine dalış yapıyorsunuz.

O zaman neden hayatı olduğu gibi kabul etmiyor, kaosa evimizde de kucak açmıyoruz’ diyen Hughes ekliyor: ‘Pek çok müşterimin hayatına kaosu davet etmesine, bize öğretilen ve dayatılan kuralları yıkmasına ve orijinal fikirlerini hayata geçirebilmesine yardımcı oldum. Bu özgürlüğün daha da geniş kitlelere yayılması için çalışıyorum.’ Hughes yeni kitabı sayesinde bu seslenişini daha geniş kitlelere duyurmayı başaracak gibi de görünüyor. Fabrikasyon evler ve fabrikasyon hayatlardan sıkılan ve tüm bunlara karşı çıkmaya cesareti olan asi ruhlar yarın, öbür gün birer testere kapıp evdeki her şeyi kesip biçmeye başlarsa sakın şaşırmayın!

Punk shui feng shui’ye karşı
ÇIlgIn tasarımcı Josh Amatore Hughes’un yarattığı dekorasyon trendi Punk Shui ismini Feng Shui’den ilham alıyor. Son yılların en popüler dekorasyon trendi olan ve kökleri eski bir Çin felsefesine dayanan Feng Shui evdeki her şeyin biribiriyle ve doğayla uyum içinde olmasını ve sadeliği savunuyor. Negatif enerjiyi ortadan kaldırıp huzur, sağlık, aşk, mutluluk, para gibi konuları hayatımıza dahil edebilmek için gereken pozitif enerjiyi yaşadığımız mekanda oluşturmayı vaat ediyor. Ancak Punk Shui bunların tam tersini öneriyor.

Pozitif ya da negatif fark etmez, her türlü enerjiyi evinize almalı, kaosu kucaklamalısınız. Böylece hayatın kendisini de kucaklamış olursunuz’ diyen Punk Shui’nin Feng Shui’den farkını anlamanız için işte size birkaç örnek.

Yatak odanıza kırık bir ayna asarsanız bu Punk Shui’dir. Feng Shui’de ise yatak odasında hiç ayna bulunmaması gerekir çünkü yatak odası rahatlamak için ayrılmış bir mekandır, aktif enerji yaratan şeyler burada bulunmamalıdır. Punk Shui’de evinizin çeşitli köşelerinde kaktüs yetiştirebilirsiniz. Çünkü dikenler kaosu besler.

Feng Shui ise bambu, lavanta, palmiye bitkileri yetiştirmeyi önerir çünkü bu bitkiler evinizin havasını temizleyip pozitif yaşam enerjisini harekete geçirir. Punk Shui’ye göre mutfak istediğiniz kadar dağınık olabilir, hatta masayı tersine çevirip koyabilirsiniz. Ne de olsa çoğunlukla mutfağa girmiyorsunuz. Feng Shui’de ise mutfak özenle yerleştirilmeli, ocak bütün mutfağı kontrol edebileceğiniz bir noktada durmalı ve gelen konuklara sıcak bir karşılama hissi vermelidir. evdose.com


Şub
19

Çalışma Odası

Dekorasyon

Çalışmak için oturan bir insanın dikkatini dağıtan faktörler ya çevreden gelir veya kişinin kendi zihninden kaynaklanır. Bu sebeple çalışma ortamının belirli özelliklere sahip olması öğrenmeyi kolaylaştırır ve çalışmak için ayrılan zamandan en üst düzeyde yarar sağlanmasına imkan verir.

Çalışma köşesi
Herkes bağımsız bir çalışma odasına sahip olacak kadar şanslı olmayabilir. 0 zaman da bir çalışma köşesi düzenlemek çok yerindedir. Bir çalışma köşesi en az üzerinde yazı yazılabilecek bir masa ve yanında çalışma sırasında el altında bulunması gerekli olan kitapların, notların, kağıtların, kalemlerin vb. malzemenin konabileceği bir ilave alandan oluşur. Bu konuda en önemli nokta çalışma köşesinde daha farklı işlerde de kullanılıyorsa çalışmaya başlarken mutlaka temel bir değişiklik yapılması gereğidir. Örneğin yemek masası çalışma masası olarak kullanılıyorsa, mutlaka örtüsü değiştirilmelidir. Mümkünse masanın yeri de değiştirilebilir ve üzerine bir çiçek koyulabilir; masanın örtüsünün değişmesiyle beraber bir de lamba eklenmesi de masanın artık farklı bir amaçla kullanılacağı konusunda “uyarıcı” rolü oynar.

Çalışma odası ve masası
Eğer mümkünse çalışma odası özel olarak döşenmelidir. Çalışma masası camın hemen yanında olmamalı, böylece çalışan kişinin yazın sıcaktan, kışın soğuktan etkilenmesi önlenmelidir. Gün ışığı tercihen karşıdan gelmeli, böylece çalışan kişinin gölgesi çalışma malzemesinin üstüne düşmemelidir.Çalışma odası iyi havalanmalıdır. Çünkü havadaki oksijenin azalması, gerginliğe yol açar ve bu durum da baş ağrısı gibi öğrenmeyi güçleştiren birçok etkinin doğmasına sebep olur.

Sandalye
Bazı insanların çalışmaktan özellikle hoşlandıkları bir masaları ve sandalyeleri veya koltukları vardır. Sandalye veya koltuğun çok rahat olmaması daha yerindedir. Sandalye, çalışma odası için koltuktan daha uygun bir eşyadır. Çünkü koltuk fazla gevşemeye yol açarak öğrenmeyi güçleştirebilir. Sandalye seçiminde standart ölçülerin dışına çıkılabilir ve uygun yükseklik öğrencinin boyuna göre ayarlanabilir. Bu özellikle ilkokul çocukları için önem taşır.

Posterler
Öğrenciye ait oda, onun egemenlik alanıdır. Oraya kimsenin karışmaması, çocuğun
veya gencin bu odada bağımsızlığını rahat rahat yaşaması yerindedir. Bunun için de genç odasını istediği gibi düzenler, duvarlara istediği resim, afiş ve posterleri yapıştırır. Bu onun en doğal hakkıdır. Ancak bu durumun doğurduğu en önemli sakınca aynı ortamda ders çalışırken ortaya çıkmaktadır.

Çünkü özellikle duvarlara asılı olan poster, afiş, resim gibi gencin zevkini, özlemlerini ve iç dünyasını yansıtan öğeler öğrenci kafasını kaldırdığı anda onu alıp hayal dünyasına götürür, dersten kopmasına sebep olur ve değerli zamanının ziyan olmasına yol açar. Bu sebeple ders çalışılan ortamın, insana mümkün olduğu kadar az çağrışım yaptıracak şekilde düzenlenmesinde yarar vardır. Bunun için de, gencin egemenlik alanı içindeki düzenlenmeyi kendisinin gönüllü olarak yapması, yoğun çalışma dönemi geride kaldıktan sonra poster ve afişlerini dilediği gibi sergilemesi yararlıdır. miligazetesi.com


Şub
19

Eğlenceli Oda

Dekorasyon

Çocuklar için ergonomik, güvenli ve rahat mobilyaların önemi tartışılmaz bir gerçek. Bunun yanı sıra artık onların keyifli vakit geçirmelerine yönelik birçok aksesuar da tasarlanıyor. Evin küçük fertleri için kaydıraktan salıncağa çeşitli eğlenceli aksesuarların yanı sıra birbirinden sevimli aydınlatmalar, çalışma masaları, sandalye ve tabureler, halılar, perdeler de bulmak mümkün. Çocuğunuzun odasını dekore ederken uğrayabileceğiniz adreslerden biri IKEA.

Mağazanın çocuk reyonunda aksesuar konusunda seçenek oldukça fazla. Burada ahşap çalışma masa ve sandalye takımları, çadırlar, salıncaklar, sallanan atlar ve oyuncak kutuları bulabilirsiniz. Bir çocuk odasında olmazsa olmazların başında oyuncak kutusu yer alıyor. IKEA’daki katlanan ve duvara asılabilen oyuncak kutuları son derece kullanışlı.

Çocuk odalarının dekorasyonu öyle önem kazandı ki, artık birçok marka, tasarım koleksiyonlarına bu bölümü de eklemiş durumda. Örneğin Koleksiyon mağazalarında ilginç tasarımlarıyla dikkat çeken çeşitli aksesuarlar bulabilirsiniz. Miriam Mirri tasarımı olan Beba Light adlı fişli aydınlatma ürünü hoş bir çocuk odası aksesuarı. Ayrıca çocuk odasında loş bir ışık oluşturmak için ideal bir ürün. Birçok çocuğun hayallerinde bir ağaç ev vardır. Artık öyle tasarımlar yapılıyor ki, ağaç evi çocuğun odasında kurmak mümkün. Tabii odanın biraz geniş olması şart.

Çocukların hayal gücüyle tasarlanmış, şık, eğlenceli ve çevreye duyarlı çözümler sunan Treehouse’da bunu bulabilirsiniz. Treehouse, Angelina Jolie, Sarah Jessica Parker, Gwen Stephanie, Liv Tyler gibi dünyaca ünlü, şık ve çevreye duyarlı annelerin çocukları için tercih ettikleri TEA Collection, No Added Sugar, Salvor gibi 30′un üzerinde giyim, mobilya ve oyuncak markasını, ilk defa Türkiye’ye getirmiş adres.kapıdergisi.com


Şub
15

Anadolu Evleri

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Batı Anadolu yerleşmelerinde kentsel dokunun eski Anadolu’daki örneklerine benzemeyişi Türklerin kendi kültürlerini doğudan taşıdıklarının açık kanıtıdır. Troya, Priene, Sardes, Miletos, Efesos yerleşmelerinin kalıntıları bugün de ayaktadır. Osmanlılar bu kalıntılardan yararlanmamışlar, kentleri kendi anlayışları içinde seçtikleri yeni alanlara kurmuşlardır. Bu saptamada İstanbul, İzmit gibi istisnalar vardır. Ama Ege’de genellikle kıyı şeridi tercih edilmemiş daha içlere doğru yerleşilmiştir.

Osmanlı kentlerinin hep sur dışında gelişme göstermesi, Roma, Bizans ve daha önceki diğer uygarlıklarda görülen kent gelişmelerindeki ilave duvarlarının hiç yapılmamış olması Türklerin Açık Kent anlayışı içinde yerleştiklerini ortaya koymaktadır.

Kent dokusunu oluşturan evlerin sınırladığı çıkmaz sokaklardan ara sokaklara daha sonra ana yollara ve giderek mahalle camilerinin bulunduğu küçük merkezlere, buradan da ana merkeze bağlantı sağlayan bir yol sistemi kurulmuştur. Camiler mahallelerde ve giderek merkezde simgeleşmiş mimarlık öğeleridir.

Bu doku anlayışının bugün bile tüm özellikleriyle yaşadığı yerleşmeler Ege’de oldukça yaygındır. Kütahya, Birgi, Kula, Muğla, Antalya ve daha küçük kasabalar bu konudaki önemli örneklerdir.

Batı Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerini kapsar. Batı Karadeniz ve Marmara evlerinin izlerini Batı Anadolu’da bulmak mümkündür. Güneye doğru inildikçe açık sofalı plan tipleri yaygınlaşır. Kuzey Anadolu’da bile rastlanabilen açık sofalı ev tipleri, iklimin yumuşaklığı ve sıcaklığın etkisiyle varlığını devam ettirirken, kuzeylere doğru çıkıldıkça yerini iç sofaya, orta sofaya bıraktığı görülmektedir. Bunun gibi batıya doğru kıyı kesimlerine gidildikçe açık sofanın yaygınlaştığı, iç kesimlere doğru ise açık sofaların iç sofaya dönüştüğü izlenebilmektedır. İç mekânlardaki ısınma sorunu, pencere camı ullanılmaya başladıktan sonra büyük ölçüde çözüme kavuşmuş, sofalar kapalı duruma getirilmiştir.

Kent evlerine göre değerlendirildiğinde kuzeye Çanakkale, Balıkesir, doğuda Eskişehir, Uşak, Eğirdir güneyde ise Antalya, Alanya çevresini kapsayan ve bazı farklılıklar bulunmasına rağmen Mersin, Adana ve Antakya’ya ulaşan sınırları, Batı Anadolu evleri alanı olarak tanımlamak mümkündür. Yine de Batı Anadolu ev mimarlığını Marmara ve İç Anadolu’dan ayıran sınırlar kesin olarak belirlenememektedir.

Bu sınırlamaların kesin olmamasının en önemli nedeni, büyüklü küçüklü yerleşmeler arasında yöresel farklılıklardır. Bodrum, Foça, Asos gibi kıyı yerleşmelerinde Ege Adaları mimarlık geleneğinin büyük etkisi görülür. Plan şemasında sofa bulunmayan evlerin büyük bir bölümü taştandır. Bu kültür Anadolu’ya dışardan geldiğinden, diğer bölgelerdeki evlerle ortak özellikleri de yok gibidir.

Ege evlerinin iyi korunarak günümüze ulaşabildiği yerleşmeler içinde en önemlileri Manisa, Kula, Birgi, Kütahya, Eğrdir, Isparta, Burdur, Muğla, Milas, Antalya sayıalbilir. Doğudaki son yerleşme ise Antakya’dır. Ege ve Akdeniz evlerinin plan tiplerinin açık sofalı oluşu aralarındaki benzerliği, bu sofalara sınırlanan odaların yerleşimleri, aralarındaki ya da yanlarındaki eyvan bölümleri ve açık sofanın biçiminden gelen değişiklikler de birbirleriyle olan farklılığı gösterir.

Yapı tarzları bakımından incelendiğinde Kuzeydoğu ve Marmara’da görülen, ahşap strüktür içine tuğla ya da taş dolgulu evler, Ege ve Akdeniz’de hiç yoktur. Erken dönemlere ait evler hiç kalmadığından, eskiden var olup olmadığına dair saptamalar yapılamamaktadır. Günümüze ulaşabilen ve içinde yaşanan örnekler 18. yüzyıldan eskiye varamamaktadır. Bu nednelerle örneklemeleri daha eskilere götürme olanağı yoktur.

Yapı strüktürü bakımından adalarda gelişen mimarlık örnekleri taş evler ile Türk evleri arasında belirgin farklılıklar vardır. Taş evlerde dış duvarlar, kalın yığma duvarlar olarak örülmüş, döşemeler ve iç bölmeler ahşaptan yapılmıştır. Bu tür evlerin çıkmaları yoktur. Pencere ve kapı boşlukları oldukça küçüktür. Bu boşlukların üst kısmı bir taş lentoyla geçirilmiş ve biraz üstünde kemer yapılarak takviye edilmiştir. Eski örneklerinde bu kemerlerde renkli taşlar kullanılarak görsel zenginlik kazandırılmıştır.

Türklerin evlerinde yapı malzemesi ahşaptır. Temel üstünden çatıya kadar uygulanmış olan karkas sistemine bağdadir ve kıtıklı çamur sıvayla oluşturulan duvar yüzeyleri bazı yörelerde tamamen beyaz, bazı yörelerde ise beyazla birlikte aşı boyası, çivit mavisi, gül kurusu, toprak sarısı gibi çeşitli renklerde boyanmıştır. Kiremit alaturka ve kırma, çatılar genişçe saçaklıdır. Çıkmalardaki eliböğründelerin biçimlenişi, saçak altı kaplaması, pervazlar ve bunun gibi ayrıntılar evler arasındaki üslup çeşitliliğini de yansıtırlar.

Evlerin iç bölmeleri, Batı Karadeniz, İç Karadeniz ve Marmara bölgelerinde olduğu gibi ahşaptır. Oda duvarlarının girişe yakın olanı dolap şeklindedir. Tavanlar ahşap çıtalarla bezenmiştir. Ancak çıta boşluğuyla elde edilen motifler yörelere göre değişik estetik ortaya koymaktadırlar.

Küçük de olsa hemen hemen her evin bahçesi vardır. Bazı yörelerde bahçede muhakkak müştemilat olarak mutfak bulunur. Bu uygulama Marmara’da çok azdır. Kuzey Anadolu’da ise pek rastlanılmaz. Taşlık adı verilen giriş katı evin arka bahçesiyle bütünleşir. Üst kata çıkan merdiven taşlıktan tek halka ya da dirsek yaparak çıkmaktadır. Merdiven önce sofaya ulaşır. Sofadan odalara geçilir. Diğer bölgelerde olduğu gibi sofanın manzaraya bakan köşelerine sekili köşeler eklenmiştir.

Batı Anadolu evlerini daha ayrıntılı inceleyebilmek için karateristik yerleşmelerden seçilen örnekler üzerinde durulacaktır. İç Ege’den Kütahya, kıyaya yakın yerleşme olarak Muğla, kıyı yerleşmesi Bodrum ve yine kıyı yerleşmesi olan Antalya bulundukları çevrenin özelliklerini en iyi yansıtan birimler olmalarından ötürü örneklemeye alınmıştır.evkultur.com


Şub
15

Ege’den Renk Cünbüşü

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Karia Krallığı, Bizans, Selçuklu, Menteşe Beyliği ve nihayet Osmanlılar… Mavi gözlü olduklarından olsa gerek halk arasında Kuzey Avrupa ırkından oldukları söylenen yörük halk Ketendere’ye ne zaman gelmiş bilmiyoruz, ama ağaçsız ve kayalık bu bölgede yerleşmelerinin en büyük nedeni, herhalde sudur. Beşparmak Dağları’nın koynundan gelen buz gibi sular…

Bir de ovaya tepeden bakmanın keyfi. Ketendere’de silisli kayalıkların arasında en çok zeytin ağacı yetişiyor. Hemen her hane kendine yetecek zeytini ve zeytinyağını saklayıp, gerisini satıyor. Az miktarda üretilen ipek böceğinden elde ettikleri iplikler dokunduktan sonra ipekli yazma olarak kadınların başlarınrı süslüyor. Köylüler amelelik yapıyor, ovaya inip pamuk topluyorlar. Biraz para sahibi olan, ovada tarla sahibi oluyor, karpuz, buğday, pamuk ekiyor. Ketendereliler yazları suyun kaynağına, çam, erik ve şeftali ağaçlarıyla kaplı yaylaya göçüyorlar, yaz mevsimi boyunca kıl çadırlarda değil, yayladaki evlerinde yaşıyorlar. Birdahaki sefere deyip göremedik, muhtemelen hata ettik.

Yörüklerin Ketendere’de yaşadıkları evlerse çoğunlukla taş, yontma taştan yapılmış. Keskilerle taşları kesip, katırlarla taşıyorlar. Taş ve kiremitle yapılan evlerde sıva ve çimento kullanılmıyor. Taşlar arasına dizdikleri kiremitler hem görsel etki yaratıyorlar, hem de bağlayıcı işlevleri var. Kendi köyleri dışında da ev yapan taş ustaları, dört kişi olunca bir evi 15 günde bitirdiklerini söylüyorlar. Ketendere’de sanki dağda yaşamaya inat, köydeki herşey rengarenk; köye ilk girdiğnizde mor, sarı, yeşil ahşap kepenklere bakıp birşey gördüğünüzü sanmayın, gülpembeye boyanmış köy kahvenizde çay içmeniz, köyün sokaklarnda dolaşmanız, ipekli yazmaların kenarına taze çiçek yerleştirilmiş kadınlara gülümsemeniz, tohumdan yapılmış çeşitli kolyelerine imrenmeniz, mümkünse ev içlerini görmeniz, her daim sofralarına misafir olmanız lazım. Genellikle iki katlı olan evlerde kapı, dolap, yüklük, raf ve tavanlar rengarenk boyalı.

İncelikle işlenmiş bu ahşap, işlerinin çoğunu şimdi hayatta olmayan Ali Usta yapmış. Onun 11 günlük öğrencisi İbrahim Usta ise 45 senedir bu işi yapıyormuş. Ketendere’ye ulaşmak için Milas’tan Labranda sapağına gireceksiniz. Sırasıyla Kzılçıkın, Bahçeburun ve Çınarlı köylerini geçtikten sonraki yol ayrımından sağa dönmek gerekiyor, diğeri İkizdere Köyü’ne gidiyor. Ketendere’ye giderken eliniz boş gitmeyin, hediye götürün; en iyisi fotoğraf makinası… Son zamanlarda hep birileri gelip fotoğraf çektiğinden olsa gerek, fotoğraf makinasına çok meraklılar. Siz de taş evlere ve sarı, turuncu, mor, yeşil, gümüşüye, ama ille de Ege mavisine meraklıysanız, yolunuzu Ketendere’ye düşürün. evkultur.com


Şub
15

Ev ve Evdekiler

Dekorasyon, Ev Dekorasyonu

Hergün kent hayatının kaosunda birbirinin aynı, içsıkıcı, karamsar hayatlar yaşıyoruz. .Hergün kıymetli saatlerimiz trafikte harcanıp gidiyor. Sıkış tepiş otobüslerde, yıkanmayı zul addeden birinin koltuk altında ulaşmaya çalışıyoruz işimize. Allah gibi korktuğumuz minibüs şoförünü sinirlendirmeden inip biniyoruz minibüse ve kısa mesafe olduğu halde bizi arabasından indirmediği için şükran duyuyoruz taksi şoförüne.

Ekonominin kötü gidişi yüzünden hergün daha az satış yapıyoruz, daha az kazanıyoruz. Patronumuz, hükümetin verdiği memur zamlarını bahane ederek reel enflasyonun altında zamlar veriyor. Üstelik de, bunu kendi arabasını piyasanın en pahalı arabasıyla değiştirdikten, milyon dolarlık yeni evine taşındıktan sonra, hem de yüzü kızarmadan yapıyor.

Ve müşterimiz enflasyona rağmen her ay fiyat kırıyor. Ama onunla yüzleşemiyoruz, çünkü bizi işten atacak, malı başka yerden alacak güç onda ve yeni iş, yeni müşteri bulacak güç bizde yok. Onun için her ay daha da geciken maaşlarımızı, ödemelerimizi aldıktan sonra duyduğumuz ferahlama duygusuyla her seferinde, içimizden küfürler yağdırarak da olsa, gülümsüyoruz patronumuza veya müşterimize.

İnsanlar birbirine gittikçe daha az tahammül gösteriyor. Birlikte rakı masasına oturabileceğimiz beyefendinin içinden zorba bir kent hıyarı çıkıyor trafikte ve altındaki 88 şahinle veya 2001 ciple arabamızın önüne atlıyor. Uyarmaya kalktığımızda ise arasından inip üzerimize yürüyor. Evrim sürecini tamamlamamış bu adamın belindeki, muhtemelen ruhsatsız silaha bakarak, bu adama karşı kendimi korumak için yasal bir silah almaya kalksam başıma neler gelir acaba, diye düşünüyoruz.

Biraz ileride bir taksi ile bir otomobil çarpışıyor ve taksici elinde levyeyle dışarı fırlıyor. Buna karşın diğer şoför gidip bagajından baltasını alıyor. Trafik ilerlediği için üzerimize yürüyen adamla birbirimizi unutuyoruz ve ilerlemeye başlıyoruz. Birbirine saldıran adamların yanından geçerken iyice yavaşlayıp arabaların hasar durumunu, adamların psikolojilerini değerlendirmeyi ve yorumlamayı ihmal etmiyoruz ama; ondan sonra gazlıyoruz ileride açılan trafikte.

Asgari ücretin aylık olarak duyurulduğu bir ortamda, çocuğunun yemesi gereken yumurta ile içmesi gereken sütün parasını otomobil taksidi olarak yatırıyor babası. Bu arada minibüsle eve gelirken cep telefonundan eşi arıyor ve eve üç ekmek alması gerektiğini söylüyor. Şehriye çorbasıyla ıspanak yemeğini yanına katık yapmak için. Karısı şikayet etmiyor, çünkü o da temizliğe gidip kazandığı parayla gazeteden arkorok yemek takımı ve longvey bavul seti biriktirmektedir. Güne gelen misafirlerine rezil olmayacaktır böylece ve tatile, köye gidecekleri zaman hazır olacaktır bavulları.

Bütün algılarımız bu mantık ötesi, gerçek dışı dünyayla dolu olduğu halde eve geliyoruz akşam ve boğazımızda büyüyen bir düğümle akşam haberlerini dinliyoruz. Peşinden onca süre koştuğumuz, peşimizden onca süre koşan sevgili eşimize bir gülümseme bahşedecek enerjimiz olmadan. En fazla onbeş dakika süren yemeğimizden sonra koltuğumuza yerleşip futbol maçı veya yerli dizi veya yabancı film, artık keyfimiz neyi istiyorsa onunla akşamımızı bitirmeye, yarını beklemeye hazırlanıyoruz.

Evimizde hala gerçek olan, mantıklı ve keyifli birşeylerin varlığını unutuyoruz çoğu zaman. Kızımız evlenirken, kedimiz yaşlılıktan ölüverdiğinde, evimizi taşımadan hemen önce kafamıza dank ediveriyor. Bütün bu zaman boyunca, ayrılırken gözümüze yaşlar dolmasına sebep olan, hayatımızın bu kıymetli parçasıyla yaşayıp giderken biz neredeydik acaba? Yıllar boyunca beraberliğin keyfini çıkarmayı biz unuttuğumuza göre, çıkaran kimdi? Fotoğraf albümümüzü çıkarıp bakıyoruz. Ve kendimizi o fotoğrafların içinde buluyoruz hep. Hatırlıyoruz, demek ki oradaydık.

İşte, doğana kadar dokuz doğurduğumuz oğlumuz veya kızımız. Şu anda kaç yaşında olursa olsun ilk gülücüğü, ilk agusu, kahkahası, ilk adımı hala içimizi titretmiyor mu hatırlarken? Şu yaşında, yaptığı şeylerin yüzde seksenini yanlış bulurken, okulda aldığı iyi bir not, o çok yakışan gömleğiyle ne kadar yakışıklı göründüğü, güzelliğiyle okulun bütün erkeklerinin başını döndürmesi bizi gururlandırmıyor mu? Dünya üzerinde yaşadığı seneler boyunca çocuklarımızın bize verdiği keyif dakikaları sayılabilir mi?

Daha bebekken verdiği keyfi bilerek yaşamayı becerebildik mi acaba? Şu anda verdiği keyfi yaşamayı becerebiliyor muyuz?

Veya kedimiz, köpeğimiz, muhabbet kuşumuz, kanaryamız. Anlık bir kararla edinmiştik onu. Evde köpek beslemeye oldum olası karşı olduğumuz halde. Uzun zaman, onun satıldığı yerin önünden geçerken, orada satılan hayvanların sevimli yüzlerine bakarken, onlarla beraber yaşamanın vereceği keyifler değil, içerdiği zahmetler aklımıza gelmişti. “Her gün gezdirmek gerekir şimdi onu. Ya evi batırırsa?

Bütün evi kedi kokutacakHem Ayşe Hanımların kedisi bütün kanepeleri tırmalayıp mahfetmiş.” “İşin yoksa kafes temizle, yere saçılan yemleri süpür. Üstelik sevilmez, ele gelmez.”
Sonra bir gün geçerken O’nu görmüştük. Yüzümüze bakmıştı. Daha yavruydu o zaman ve bakışları çaresizliği, yalnızlığı, korkuyu yansıtmıştı.

Daha ne yaptığımızı düşünmeden, elimizde onunla eve giderken bulmuştuk kendimizi. O an ki tatmin olmuşluk duygusu hala içimizde değil mi? Onu her gün gezdirirken ya da çiş kutusunu değiştirirken, dağıttığı yemleri süpürürken, verdiği zahmeti kaç kere düşündük, keyfi kaç kere? Dışarıdaki dünyanın bütün olumsuzlukları o kucağımızdayken aklımızdan uçup gitmedi mi?

Veya evimiz, çiçeğimiz, yeni aldığımız açılır kapanır kanepe. Kimimiz daha öğrenci iken kavuşmuştu ilk evine, kimimiz evlendikten sonra. Her durumda, ilk mobilyamızı alırken ne garip hisetmiştik kendimizi. Öğrenci evine aldığımız, içinde uyuyacağımız yatağın fiyatı en önemliydi bizim için, çünkü ailemizin bize ayırdığı bütçe küçüktü. İlk kanepemizi ikinci el almıştık da, renginin uyumsuz, oturmasının rahatsız olması hiç önemli gelmemişti.

Ama evlenirken kurduğumuz eve ne kadar önem vermiştik! Çünkü artık “düzgün bir aile evimiz” olmalıydı. Hem, zaten ailelerimiz mobilyalarımıza daha çok para harcıyordu. Bu yüzden, daha sonra farketmiştik, ilk “düzgün” evimiz bizim zevkimizden çok ailelerimizin zevkini yansıtmıştı. E, şimdi kullandığımız herbiri farklı renkte koltuklar ile, kendi boyadığımız sehpalarımızı o zaman satın almaya kalksak ne çok “büyük tavsiyesi” dinlerdik! Kendi zevkimiz eve yavaş yavaş yerleşmişti. Mobilya çarşılarında, bit pazarlarında, evde ahşap boyayarak geçirdiğimiz haftasonları sonucunda. Sonra, benjamini doğru yere yerleştirmek için kaç kere yer değiştirmiştik.

Salondaki renk uyumunu sağlamak için ne çok mobilyacı, kumaşçı gezmiş, ne çok boya karışımı denemiştik! En son moda metalik sehpanın fiyatını öğrendiğimizde dudağımız uçuklamıştı da, mahalledeki mobilyacıya yemek masasıyla aynı renkte yaptırdığımız sehpayı boyamıştık, bir kutu boya masrafına. Hele açılır kanepe? Bu sene çıkan kumaşların desenleri ne kadar hoştu da, hangisini seçeceğimize bir türlü karar verememiştik. Açılma mekanizmasının bu kadar kolay kullanılması, teknolojinin bu şekilde işlerimizi kolaylaştırması nasıl hoşumuza gitmişti. Ya satıcının, sözleşmeyi hazırlarken, garanti belgesinin içerdiği servisleri ve kolaylıkları açıklaması?

Belki caddede tepemize çıkan adam bizi adamdan saymıyordu, ama en azından birşey satın alırken bizi adamdan sayacak bir satıcıyı seçme özgürlüğümüz vardı. Belki devlet, vergilerimizi yol, su elektrik olarak geri döndürmesi gerektiğini unutmuştu da yolsuzluk, batık bankalar, yiyici müteahhitler olarak geri döndürüyordu, ama şu mağazada ödediğimiz paranın her kuruşunun karşılığını alıyorduk.

Bizi kandırmaya çalışan satıcının artık yüzüne bile bakmıyorduk.
Şimdi, salonumuza göz gezdirirken gördüklerimiz keyiflendiriyordu bizi. Çünkü bizi keyiflendiren hemen her şey gibi, evimiz de artık bizim yaratttığımız, geliştirdiğimiz bir şeydi. Yaratıp büyüttüğümüz çocuğumuz, büyütüp eğittiğimiz köpeğimiz, yetiştirdiğimiz çiçeğimiz gibi; kendimiz için kendi yarattığımız evimiz. Ne şanslıydık ki, “güzelin”, “keyiflinin” tek boyutta tanımlanmadığı, modanın yalnızca bize yeni alternatifler sunduğu bir dönemde yaşıyorduk. Koltuklarımızı basmayla da kaplasak, birinci sınıf deriyle de, yalnızca bizim keyfimizdi önemli olan, ve bakınca bize keyif verip vermesiydi.

Böylece dışarıdaki mantık ötesi, gerçek dışı dünyadan evimize sığındığımızda, en kötü kabuslarımızı - trafiği, patronu, ekonomiyi, müşteriyi - unutup kendi keyiflerimizi yaşama olanağımız oluyordu.

Eşimize duyduğumuz aşkı, oğlumuzu kuvözde ilk görüşümüzü, köpeğimizin yalvaran gözlerle ilk bakışını, öğrenci evimize ilk taşınışımızı hatırlama olanağımız oluyordu. Ve, her ne kadar yaşamın, kendini devam ettirmek dışında bir anlamı olmadığını bilsek de, bizim bulunduğumuz katkılar ve yaptığımız yaratılar ile, yaşamaya değdiğini hissetme olanağımız oluyordu.

Ve sonuç olarak, gerilim altında geçen bir günün sonunda keyifli geçen birkaç saatimiz.
Tabii farkına varacak enerji bulabilirsek. Ve sonra maç, film, dizi bitiyor. Kızımızın odasının ışığı hala yanıyor. Biz onun ders çalışıyor olduğunu varsaysak da, sevgilisiyle telefonda konuştuğunu biliyor içimizde birşey. Bugünlük aldırmıyoruz.

Eşimiz oturduğu koltukta uyuyakalmış. Uyandırıp, artık yatmak gerektiğini söylüyoruz. Yatakodasına geçerken kedimiz de bizimle geliyor, eşimizin yastığı ile kendi yastığımız arasına kıvrılıp, mırıldanarak uyumak için. Yanından geçerken benjaminin yapraklarının uçlarının sarardığını farkediyoruz ve yarın sabah sulamayı unutmamayı not ediyoruz aklımızın kenarına.

Sabah kalkar kalkmaz televizyonu açıyoruz ve kahvaltımızı haber dinleyerek yapıyoruz. İlk haber, kötü giden ekonominin düzeltilmesi için konan vergiler hakkında. .Hergün kazandığımızdan daha çoğu elimizden alınıyor vergi olarak. Hergün daha az adamdan sayılıyoruz… evkultur.com